Anlamak + Anlatmak + Anlaşmak = İletişim

Hafta sonu Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin, çok sevgili insanlarıyla beraberdik.  İletişim konusunda bilgi alışverişi yaptık. Tam iki gün boyunca iletişimin ne olduğunu anlamaya çalıştık, nerde hatalar yaptığımızı gözlemledik ve kendimizi geliştirmek için neler yapacağımızın planını yaptık.

Peki nedir iletişim?

iletişimden sözlüklerde şu şekilde bahsi geçiyor;

  1. Duygu, düşünce ya da bilgilerin usa gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirişim, haberleşme, komünikasyon.
  2. Telefon, telgraf, televizyon, radyo gibi aygıtlarla yürütülen bilgi alışverişi, bildirişim, haberleşme, komünikasyon.
  3. İki ya da daha çok kişi arasında bir anlaşma, uzlaşma doğmasını sağlayan karşılıklı konuşma, diyalog

Bu tanımlara baktıktan ve kendi yaşantımıza da  göz attıktan sonra iletişimin içinde bir mesaj olduğunu görüyoruz. Aslıda biz iletişim kurarken ya bir mesaj alıyoruz ya da bir mesaj iletiyoruz.

Mesaj alıp vermekse iletişim, kolay gibi görünüyor. Nedir bizim iletişimimizi zorlaştıran?

Açıkça söylemek gerekirse aldığımız mesajları içinde bulunduğumuz duruma göre yorumlamamız. Gün içinde çok yorgunken, yöneticimizle tartışmışken, moralimiz çok bozukken, bir iş arkadaşımızın bize söylediği bir söz bizi sinirlendirebilir. Biz arkadaşımızın bize gönderdiği mesajı, kendi içimizde bulunan duruma göre yorumlarız. Evet moralimiz bozuk olabilir, gergin olabiliriz. Ancak arkadaşımızın verdiği mesajı içinde bulunduğumuz duruma göre yorumlamamız ve kişiselleştirmemiz, bizim durumumuzu bilmeyen arkadaşımız için haksızlık olur.

Kendi yorumlarımız, kendi bakış açımız ve paradigmalarımız, bizim hayatın neresinde konumlanacağımızı ve kiminle nasıl iletişim kuracağımızı belirleyen faktörlerdir.

Peki neler yapmalıyız?

Eğer mesajı alırken yorum yapmak istemiyorsak bakış açımızı geniş tutmalıyız. Sıkça sözünü ettiğimiz “empatiyi” kurabilmek için geniş bakış açısına sahip olmamız gerekmektedir. İletişim kurarken madalyonun iki yüzü vardır, biz kendi gördüğümüz yüzün tersinde kalan yani karşı tarafın gördüğü yüzü de görmeye, bilmeye çalışmalıyız. Bu durumda karşımızdaki kişi ile ilgili yorum yapmadan sadece olaya odaklanarak iletişim kurabiliriz.

Sadece empati kurmak yeterli midir?

Empati kurmak bizim bakış açımız dışında karşı tarafın nasıl düşündüğünü, orada ne gördüğünü, dolayısıyla da olayı nasıl algılayacağını bilmemizi sağlar. Bir çok kişi “Ben empati kursam ne olur? Karşımdaki kişi benimle empati kurmuyor ki?” diyerek kendinde bulunan  savunma mekanizmasını konuşturur. Evet, iletişim kurduğum kişi benimle empati kurmayabilir ve bizim iletişimimiz ben anlamaya çalışsam da baltalanacaktır.

Ancak burada kaçırdığımız nokta, iletişim kurarken sadece karşıdaki kişiyi anlamamız değil aynı zamanda kendimizi de anlatmamızın gerekliliğidir. Bu noktada biz iletişim kurduğumuz kişiye, ne gördüğümüzü, neden o şekilde gördüğümüzü, aslında onun da ne gördüğünü fark ettiğimizi belirtiriz. Bu işleyişe geribildirim adını veriyoruz. . Biz,  iletişim kurarken geribildirimde bulunmaz, sadece gönderdiğimiz mesajı aktarırsak, o mesajın nasıl yorumlandığını görmezden gelir ve doğruluğunu denetlememiş oluruz.

İletişimin içinde iki farklı insan vardır. Her ne kadar önlem alsırak alalım kendi açımızdan karşımızdaki kişinin durumunu, tavrını değiştirmemiz zordur. Bu mudur yapacaklarımız? Bu kadar çözümsüz mü iletişim sorunlarını yenmek?

Tabi ki hayır. Biz güler yüzümüzle, dostça ses tonumuzla, art niyet olmadığının mesajını vererek, doğal halimizle, açık ve net bir şekilde iletişim kurduğumuz takdirde, bizimle iletişim kuran kişinin de bizi yanlış anlayıp, yanlış yorumlamasını engellemiş oluruz.

Hep biz mi başlatacağız bu durumu? Hiç mi karşımızdaki kişiden bir şey beklemeyeceğiz?

Evet. Bizim değiştirebileceğimiz tek kişi biziz. Eğer değişime kendimizden başlamazsak, karşımızdakinin değişmesini beklememiz de haksızlık olur. Bu beklenti içinde olmak sadece bizim strese girmemize, iletişim aksaklıklarımıza, zaman kaybımıza ve hatta belki farkında olmadan kırıcı olmamıza bile neden olabilir.

İletişim ile ilgili uzun uzun konuştuk iki gün boyunca. Tartıştık, neyi nasıl değiştireceğimizi hesapladık ve sonunda kendimizce bir formül bulduk:

Anlatmak + Anlamak + Anlaşmak = İletişim

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde çok keyifli ve çok da eğitici bir hafta sonu geçirdik. Bulduğumuz bu formülle karşılaştığımız herkesle rahat iletişim kurabileceğimizin ve uzlaşabileceğimizin farkındalığını kazanarak tamamladık hafta sonumuzu.

Esra Yuksel hakkında 11 makale
Indus Danışmanlık ofisinin sakin gücü, İdari İşler Müdürümüz… Keyfimizin yerinde kalması için ikramlarda bulunur, gün içinde bizi sürpriz motivasyon etkinlikleriyle motive eder. Her zaman güleryüzlü oluşu, bazen bizi kırmamak için yaptığı fedakârlıklar ve çekingen tavırlarıyla gönlümüzde yer eder. Kedilere düşkünlüğüyle tanınır, Kedi Dergisi’nin sıkı takipçisidir. Önerilerimizi ve dileklerimizi dikkate alır ve gerçekleştirir. Yönetici olduğunu bize hissettirmez aynı zamanda operasyona da destek vererek zor zamanlarımızın kurtarıcısıdır. Tüm Indus çalışanlarının danışma noktasıdır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*