Kendi Hikayeni Yazmak İçin Öncelikle Kendini Okuman Gerekir

Ben, 84 doğumlu bir 90 kuşağıyım. Henüz küçük bir çocukken duvarda asılı olan takvimi  alıp, bir masa başına geçip, yapraklarını (sözde:) ) kaşeleyip kopartırdım.  Bir de, bilgisayara meraklı bir çocuktum. Gizlice ağabeyimin odasına girer yatay kasa (Comodor64) bilgisayarını açıp karıştırırdım. Bundan mütevellit olacak ki 21 yılımı bilgisayar başından rakamlar ve evraklar ile geçirdim.

Bizim kuşağımızda hayal kurmak kısıtlıydı. Benzer hayalleri vardı çocukların. Ya izlediği siyah beyaz TV programlarından esinlenecekti, ya da öğretmeninin tavsiye ettiği roman veya hikaye kitaplarından. Bildiğimiz en iyi teknoloji merdaneli çamaşır makinasından, otomatik bir makinaya geçmekti. (merdaneye parmağını sıkıştırmış bir çocuk olmak buruk ve tatlı bir anıdır benim için.)

Değişen dünyaya tetrislerimizle ayak uydurduk biz, kasetli wolkman lerden CD çalara kolayca alışıverdik mesela.  Orta halli anne babalarımız pek anlamazdı bu işlerden. Ve birden kendimizi bir tüketim çılgınlığının içinde buluverdik. Teknoloji o kadar hızlı ilerledi ki, her şeyimiz varken, bir sürü eksiğimiz oluverdi. Bunlar sadece eşyalar değildi, kendi gelişimimiz için gerekli olan eğitimlerdi de aynı zamanda.

Lise, Üniversite , Mali Müşavirlik, Yüksek Lisans, kurslar, teknoloji odaklı eğitimler vs derken kendimiz de kendimize yetmez olduk . Hep daha fazlasını gerektirdi geçen günler. Bu gün gelinen noktada, iş dünyasının profesyonellerinin rol aldığı sahnede olmak için kıran kırana bir mücadele olduğunu görmekteyiz. Terfiler, daha iyi bir etiket, daha yüksek bir kariyer. Lüks bir yaşam vs. Tıpkı W. Chan Kim tarafından kaleme alınan mavi okyanus stratejisinin, kanlı bir rekabet ortamını sembolize den kızıl okyanus stratejisi gibi.  Bu rekabet bize çok çalışmayı, sürekli değişime ve gelişime açık olmayı, kendimize yatırım yapmayı ve bu yatırımlar sonucunda verim almayı, başarıyı ve kazanç elde etmeyi geliştirmeye katkıda bulundu.                          

Ancak madalyonun her zaman iki yüzü vardır. Bir görünen, bir de görünmeyen yüzü. Görünmeyen yüzü; bize neleri unutturdu? Yaşanan bu kaos içerisinde bize kendimizi duymayı,  kalbimiz ile bağlantıda kalmayı unutturdu. Bugün plaza dünyasına baktığımızda bir çok çalışan zihinsel olarak otomatik davranışlar sergilemektedir. Bir birini örnek alan, kopyalayan davranış bütünleri.  Çalıştıkları şirketlerin büyük bütçeler ayırarak düzenledikleri eğitim ve organizasyonlarına, açık kariyer imkanlarına, sosyal faaliyetlere rağmen, bulundukları yerden genellikle memnun olmayan, motivasyonu düşük, yaratıcılığını ortaya çıkartamayan bir çalışan ordusu mevcut.

Buradan anlaşılıyor ki, hızlı teknolojiye bağlı bu yaşam şekli, içsel motivasyonu ve örgütsel bağlılığı  düşük, tükenmiş bireyler oluşturmaktadır. Bende bu furyanın içinde bulunan bir birey olarak, kendime şu cümleyi kurdum; “ben en çok kendime kördüm”. Fark ettim ki etrafta birçok kişi ve olaya kulak veriyorum ancak kendimi duymuyorum. Oysa içimde çığlık atan, feryat eden bir ben var, haykırıyor “hayat çok güzel ve çok kısa, haydi kendine gel” . ne zaman ki bu sesi duydum, işe o zaman kendi yolculuğuma çıkmaya karar verdim. İşe öncelikle kendimi tanımaya başlayarak, sonrasında ise diğer insanlar için ne yapabilirim sorusunun cevabını arayarak başladım.

Bu gün hedefim, bireysel faydanın yanı sıra toplumsal bir farkındalığın kazandırılması, kendimize duyduğumuz öz saygının açığa çıkması, iç motivasyonumuzun yükselmesi için çalışmalar yapmak. Dünyaya gelen her bireyi  birbirinden ayrıştıran farklı yetenekleri vardır. Kendimizi tanıyarak, esas yeteneklerimi keşfederek yaratıcılığımızı en üst seviyeye çıkartacak çalışmalar yapmak, mesleklerimizde veya hobi alanlarımızda kalıpların dışına çıkarak, mutlu çalışanlar olmasına ve mutlu hayatlar yaşanmasına destek sağlamak en keyifli amacım oldu.

İnsan duygular bütünüdür. Endüstri 4.0, karanlık fabrikalar, yapay zeka vb hiçbir çalışma duyguların yerine geçemez. Ve tüm bunlar yine insanın yaratıcılığının eseridir. Ve insan kendi yaratıcılığının esiri olmayacaktır.

Nilgün AKBURAK

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*