İş Hayatında Kadın

“Bir uygarlığın seviyesini ölçmek isterseniz, derhal kadınlarının hayatına bakınız.” – Stuart Mill

 Dünya nüfusunun yaklaşık %50’si kadındır. Evrenin mevcut yarısında yer alan ve diğer yarısının da oluşmasında başrolü oynayan kadının iş hayatı serüveni bugünkü konumuz :)

İnsanlar henüz daha yeni yerleşik yaşama geçtiklerinde yaşamlarını sürdürebilmek adına toplayıcılıktan ve avcılıktan sonra, üretime geçmişlerdir. Biz kadının başrolüne bu dönemde bile rastlıyoruz. Yapılan araştırmalara ve arkeolojik kazılara bakıldığı zaman ilk olarak tarımı başlatanın kadın olduğu ortaya çıkmaktadır. Orak benzeri bir aletle tarımı başlatan kadın, doğurma özelliği sayesinde kutsal sayılmış ve anaerkil toplum yapısının başlatıcısı olmuştur.

İnsanoğlunun yaşamının dönüm noktalarının ve devrimlerinin baş aktörü olarak kadını görmek çok doğaldır aslında. Bizim tarihimize de baktığımızda kadınlarla ilgili pek çok örnek görmemiz mümkündür.

Orta Asya’da kurulan ilk Türk devletlerinde kadın ve erkek eşit haklara sahipti. Devlet yönetiminde, hakanların yanında hatun adı verilen eşleri de söz sahibiydi. Kadınlar ata binip ok atar, top oynar, güreş gibi ağır sporlar yapar ve savaşlara katılırlardı. Toplumda tek eşlilik prensibine bağlı kalınır, ev eşlerin ortak malı sayılırdı. Namus ve iffete büyük bir önem verilirdi.

Ancak Osmanlı Devleti Dönemi’nde kadın haklarında gerileme oldu. Kadınlar evlenme, boşanma, miras ve eğitim işlerinde pek çok haklarını kaybettiler. Bununla birlikte köylerde ve kasabalarda yaşayan kadınlar, her alanda eşlerine destek oluyordu. Kurtuluş Savaşı yıllarında, erkeği cepheye giden Türk Kadını, çocuğunu yetiştirmiş ve evinin geçimini sağlamıştır. Hatta silâh ve cephane taşıyarak savaşa katılmıştır. Bu davranışı ile Türk Kadını, Türk toplumundaki önemli yerini bir defa daha ispat etmiştir.

Geçmişten başlayıp Osmanlı dönemine kadar getirdiğimiz kadının, ülkemizde sahip olması gereken haklarına kavuştuğu dönem hiç şüphesiz Atatürk’e ve O’nun yaptığı inkılâplara denk gelir.

Atatürk, kadınlarımızın medenî, siyasal ve sosyal haklarına kavuşması gerektiğine inanıyordu. Türk kadınının bu durumunu Atatürk şu sözü en güzel şekilde ifade eder: “… Dünyada hiçbir milletin kadını, ben, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu Kadını kadar gayret gösterdim diyemez”.

Atatürk’ün kadına yaptığı temel katkıların başında sosyal ve siyasal hakların kazanılması gelir. Atatürk, kadının erkekle birlikte öğrenim görmesi, sosyal, kültürel ve ekonomik hayatta onlarla birlikte görev alması görüşünü benimsemiş ve savunmuştur. Atatürk Dönemi’nde Türk kadını aile kurma, eğitim yapma ve istediği mesleği seçme hak ve özgürlüğü gibi sosyal haklar kazanmıştır.

Atatürk ile başlayan süreci günümüze getirmek için uzun uzun yazmak gerekiyor. Başka bir yazımızın konusu olsunJ

Küresel bir dünyada yaşıyoruz ve tüm dünyanın tam anlamıyla bir bütünlük oluşturduğu bu post-modern dönemde, bütünün bir parçası olan ve bütünün oluşmasında başrolü oynayan kadını oyun dışında tutmak, oyunun daha en baştan var edicisini ve kural koyucusunu elimine etmektir.

2000’li yıllar kadınların iş hayatında artık isimlerini güçlü bir şekilde duyurduğu yıllar olmuştur. Hangi sektör hangi bölüm olursa olsun, kadınlar sınır tanımadan ve kendilerini sınırlandırmadan her alanda “biz de varız” demeyi yetenekleri sayesinde başarıyorlar.

Eğitimleri ve uygun yetkinlikleri nedeniyle bilgi çağının yarattığı yeni mesleklerin pek çoğunda kadınları görebiliyoruz. Bunun en büyük nedeni de aslında kadınların kendini geliştirmeye, öğrenmeye, yenilikleri takip etmeye daha fazla zaman ayırmasıdır. Genel katılıma açık eğitimlerde kadın oranının fazla olması da bunun bir göstergesidir aslında.

Katılımı cesaretlendiren, güç ve bilgiyi paylaşan, işi heyecanlı ve zevkli hale getiren kadın yöneticiler 2000’li yılların yeni yönetim anlayışını belirlemede de büyük ölçüde rol almışlardır.

CNN International’da, uluslarası alanda yer alan önemli iş insanlarını çeşitli yönleriyle tanıtan Global Office Programına konuk olan Güler Sabancı, “Cinsiyet ayrımcılığının her yerde var olan bir konu olduğuna işaret ederek “Bence iş dünyasında daha fazla kadının CEO olması çok güzel olur. Yaşamın başka alanlarında kadınların varlık göstermesi de öyle tabii” demişti. Ve şu anda günümüz Türkiye’sine baktığımızda sahibini kadınların oluşturduğu firmaların sayısının son 10 yıl içinde % 103 oranında yükseldiğini görüyoruz.

Yönetimde veya iş sahibi olma konusunda kadın ve erkek değerlendirmesi yaparsak Kadınlar ve erkeklerin, yönetim yetenekleri ve stilleri birbirinden farklı olduğunu görürüz. Her iki tarafın da yöneticilik konusunda birbirinden öğrenebileceği çok şey var. Örneğin kadınlar yüksek duygusal zekaları, empati kurma yetenekleri, detaycı ve planlı olmaları ile ön plana çıkarken erkekler liderlik, analitik düşünme becerileri, hırslı, rekabete açık ve iş odaklı olmalarıyla ön plana çıkıyor.

Tüm bunlarla birlikte gerek Türkiye’de gerekse yurtdışında yapılan tüm çalışmalar gösteriyor ki hangi zaman dilimi olursa olsun kadınların sürekli olarak haklarını korumak ve iş hayatında hak ettikleri yere gelebilmek anlamında bir mücadele halinde olduklarını görüyoruz. Ve gerçekten istedikleri hakları elde edene kadar bu mücadele devam edecek gibi görünüyor. Burada bilinmesi gereken bir nokta vardır ki kadınlara verilmemiş her hak aslında gelecek nesillerin haklarına da ket vurmak anlamına gelmektedir. Daha ferah-güvenli-adaletli-modern bir ortamda yaşamak kadın haklarıyla sağlanır; çünkü başarılı bireylerin yetişmesi ancak ve ancak başarmak isteyen ve başarmış kadınların annelik yapmasıyla mümkün olur.

Efsun Yuksel Tunc hakkında 4 makale
Indus Danışmanlık’ın enerjisiyle bizi büyüleyen Kurucu Danışmanı… Motivasyonumuzu yüksek tutmak için, oyunlar, yarışmalar ve uygulamalarıyla bizi şaşırtır. Özel günlerde hepimizi hatırlar, hediyelerle mutlu eder. Indus Danışmanlık çalışanlarının güleryüzlü kalması için etkinlikler düzenler. Kurum içi eğitimler ve kitap reçeteleri ile Indus Danışmanlık ofisinin bilgi seviyesini üst düzeyde tutmaya özen gösterir

1 yorum

  1. Kadınlara erkeklerden ayrıcalıklı değil de farklı haklar verilmelidir elbette. Doğası farklı yapılara farklı ve uygun haklar adaletin gereğidir. Ancak ben kadınların kendilerine özel yaşam haklarını neredeyse tam aldıkları kanısındayım. Hukuken tabi ki. Şimdi esas olan kadın-erkek-çocuk ve hatta eşcinsel demeden insan haklarının hukukunu toplumsal yaşam kültürüne çevirmektir.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*