Hafızamı Kaybediyorum…

Hafızamı Kaybediyorum…

Bir sabah uyanıp da hatırlayamadıklarınızın hatırladıklarınızdan fazla olduğunu fark etseniz ne yaparsınız?

Hayata proaktif bakan bizler, “Bana bir şey olmaz.”, “Yok daha neler?” demektense nasıl önlemler alabiliriz onun üzerine konuşalım istedik.

Bilginin gelişi ve hafızaya kaydıyla başlayacak olursak, bilgi çeşitli yollarla bize gelmiş ve karışık bir şekilde olabilir. Algımızda bir sorun yoksa bilgiyi kısa süreli hafızaya alırız. Kısa süreli hafızanın sınırın 7 bilgi olduğunu söyleyerek kısa süreyi açmak gerekirse buna 30 saniye diyebiliriz. Eğer aklımızda tutmak istediğimiz bu bilgiyle ilgili hızlıca bir şeyler yapmazsak, bilgi kaybolmaya ve yok olmaya mahkumdur. Bilgiyi uzun süreli hafızaya almak için yani onu depolayabilmek için bilgiyi işlememiz gerekmektedir.

Uzmanlar bilgiyi hafızaya almayı üç aşamada ele almaktadırlar. Bu Doğan Cüceloğlu tarafından şu şekilde açıklanmıştır:

  • Kodlama
  • Depolama
  • Ara-Bul-Geriye Getir

Önce Kodlama ile belleğe yerleştirilir, Depolama ile bellekte tutulur ve Ara-Bul-Geriye Getir ile bellekten çağrılır olarak açıklanan aşamalar hem kısa süreli hafıza hem de uzun süreli hafıza için geçerlidir.

Kısada tutup uzun süreli hafızaya almamamızın nedenlerine örnek olarak dalgınlık ve yanlış kodlamayı verebiliriz. Uzun süreli hafızaya aldıktan sonra da unutma yaşabiliriz. Kullanılmayan bilgilerin ve doğru kodlanmamışların unutulması doğaldır. Ayrıca işimize gelmeyen olayları da unuturuz. Tüm bunlarla beraber yeni yaşananlar eski yaşananları unutturur.

Unutmayı engellemek için öğrendiklerimizi, aldıklarımızı yani kodladıklarımızı sürekli kullanmak, onları alışkanlık/refleks haline getirmek gerekir. Aklımızdaki kodlamaları sağlamlaştırmalı ve ket vurmaktan uzaklaşmalıyız.

Ben nasıl olsa unutmam diyerek yaklaştıklarımızı eğer uzun süreli hafızaya almazsak, onlara sınırı yedi birim olan kısa süreli hafızamızda yer verirsek 7’den sonra eklenenlerle birlikte o bilgi ya da veri silinmiş olacaktır.

 İnsan hafızası genel anlamda ikiye ayrılsa da oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Hafıza ve hafıza işlemlerini geçip hafızaya daha kolay alarak kalıcılık sağlamak için neler yapabilirize gelirsek, kolaylıkla hepimizin uygulayabileceği maddeleri şu şekilde sıralayabiliriz. Çünkü denildiği gibi “Çok iyi ya da çok kötü hafıza yoktur, eğitilmiş ya da eğitilmemiş hafıza vardır.”

Bilgileri birbirine bağlayarak kodlama yapabiliriz. Ahmet ile tanıştık, onu A ile başlayan bir sıfatla tanımlayabiliriz. A ile başlayan bir şehirdense işimiz kolaylaşır. Ya da A ile başlayan bir işi varsa veya A+ birisiyse. Çalıştığı firma, eşi, yaşı, karakteri, görüntüsü gibi “Ahmet”e bağlayabileceğimiz her bilgiyi “Ahmet” ile birlikte kodlayabiliriz. Bunları yaparken kısa süreli hafızamızın sınırının “7” olduğunu hatırlayarak işlemlerimizi yapmamız yerinde olacaktır. Ahmet ile ilgili bir bilgiyi çağırdığımızda domino taşlarının birbirine çarpması ve devrilmesi gibi grupladığımız diğer bilgilerde aklımıza gelecektir. Belki o an için adını hatırlayamayız ancak “hangi dayıma benzetmiştim onu, evet Ahmet dayıma” diyerek ismini hatırlama şansımız olur. Böylelikle köprüler kuracak ve hatırlanacak olanı ağaç gibi köklendirerek başarılı bir hafızaya alma ve hafızada tutma işlemi gerçekleştirmiş olacağız.

Birbirinden bağımsız ve karışık konuları hafızaya almak ve kalıcı bir şekilde tutmak istiyorsak, onlarla ilgili bir hikaye yazabiliriz. Hikaye yazmak yöntemiyle kodlayarak birbirine daha kolay bağlayabilir, daha kolay hatırlayabiliriz. Çocukluğumuzdan en net hatırladıklarımız masallar ve hikayeler değil mi? Nefes almanın önemini tabi ki biliyoruz. Bunu öğretirken sadece nefes almak önemlidir diyerek yapmaktansa bunu hikayeleştirmemiz aktardığımız kişide etkiyi ve kalıcılığı artıracaktır. Örnek olarak sizinle kısa bir hikayeciği paylaşalım:

“Pek çok öğretide nefes alış önemlidir. Meditasyon yapmanın da temelini oluşturmaktadır. Bir gün duyular hangimiz derin düşünme için daha önemliyiz diye tartışmaya başlamışlar. Bir süreliğine vücuttan ayrılmaya karar vermişler. Bakalım demişler, biz yokken vücut ne yapacak.

İlk önce görüş gitmiş, ama vücut yönetebilmiş bu durumu. Sonra duyma gitmiş. Vücut yaşamaya devam etmiş. Koklama gitmiş, acı çekmemiş vücut. Nefes alma ben de katılayım demiş ve bir an için çıkmış vücuttan. O anda bütün duyular gelmesi için çığlık atmış…”

 Fotografik olarak hafızamıza alabiliriz. Görsel, sözelden daha hızlı hareket eder ve akla gelir. Aynen şimşek çaktığında önce ışığı görmemiz sonra da sesi duymamız gibi. Kodlamayı yaparken kişi ya da konunun görselleştirilebilecek bütün noktalarına dikkat etmemiz gerekir. Bu hafızaya alma tekniğini en geliştirmiş insan olarak Stephen Witshire’ı örnek verebiliriz. Şehirlerin üstünden helikopterle dolaşarak sonrasında kara kalem şehirlerin resimlerini çizebiliyor. Binalardaki pencere sayısına kadar kusursuz bir şekilde kodlayıp hafızaya aldıklarını resme dönüştürebiliyor. Hafızaya almak istediklerimizi görselleştirerek ya da görselini ifade edebileceğimiz somut malzemelere benzeterek çalışmaya örnek olarak, fotografik hafızası güçlü olanların burçları sayarken önce burcun resmini hatırlamasını sonrasında ismini söylemesini verebiliriz.

 Hazır söz duylardan açılmışken 5 duyumuzu kullanmak da kolay kodlama ve hafızada tutma için etkili bir yoldur. Hatırlamak istediğimizi 5 duyumuzla algılayıp kaydedebilirsek onu daha sonra hatırlamamız kolay olur. Alışveriş merkezinde gezerken kendinizi birdenbire Londra’da hissedebilirsiniz. Bunu size hissettiren ve tüm anılarınızın canlanmasına yol açan belki de duyduğunuz bir kokudur. Kokuyu kodlarken Londra’da olmanız ya da o kokuyla Londra’yı özdeşleştirmeniz bunu sağlamıştır. Hafızaya almak istediklerimizle ilgili 5 duyuyu birden kullanabilirsek unutmayı engelleme, kalıcılığı artırma şansımız olur. İnsanlar sadece duyduklarının %20’sini, gördüklerinin %30’zunu hatırlayabiliyorlar. Ancak hem görerek hem de işiterek kodlama yapıyorlarsa %50 civarında hatırlayabiliyorlar. Buna aldıklarının aktarımını, ifade etmeyi eklersek bu oran %70’e çıkabiliyor. Bir Çin atasözünün özetlediği gibi: “İşitirsem unuturum, görürsem hatırlarım, yaparsam öğrenirim.”

5 duyumuzu geliştirme çalışmaları yapabilirsek, onları zenginleştirebilirsek hafızamızı o kadar canlı tutabiliriz. Duyularımızla bağlantıları canlandırıp beynimizi daha faza kullanmak için gözümüz kapalı dokunduklarımızı görselleştirebilir, ne olduğunu bilmediklerimizi tadarak ne olduğunu anlayabilir ve müzik dinlerken çalgı aletlerini ayrıştırmayı deneyebiliriz.

Hep derler ya, bakmak ile görmek bir değildir. Bir de görmek ile görünmeyeni görmek arasında bir fark vardır. Konuda ya da kişide doğru bir gözlem yaparak, dikkatli bakışlarla görünmeyeni, farklı olanı, ilginç olanı yakalayıp kodlama yaparsak saklamamız ve tekrar hatırlamamız daha kolay olacaktır.

Görüntüleri göz önüne getirerek pratik yapma çalışmasından yararlanabiliriz. Daha önce izlediğiniz ve sizi etkilemiş bir filmin özel bazı karelerini zihninizde tekrar oynatabilir ve hafıza geliştirme çalışması yapabilirsiniz.

 Uzun ve karmaşık olanları listeleyerek ve hatta alt listeler oluşturarak basite indirgeyerek hafızaya alabiliriz. Bir çocuk yaşı küçük olmasına rağmen baktığı resimde listeleme yaparak, evler, insanlar, hayvanlar ve bitkiler olarak listeleme yapabilir. Böylelikle hafızaya almayı kolaylaştırmış olur.

 Hafızaya almak istediklerimizi soyuttan somut hale getirerek beş duyumuzla ifade edebileceğimiz bir hale getirebilirsek bu bizlerin daha gelişmiş zihinsel işlemler yapabilmemize yardımcı olacaktır. Soyut bir düşünceyi ya da kavramı somutlamak onu görünür ve bilinir hale getirmektir. Somut ifadeler hem daha kolay anlaşılırdır hem de daha inandırıcı bir duruş sergilerler. Bilinenin, anlaşılanın ve görünenin de hafızaya alınması soyuta göre daha kolaydır. İletişimsizlik kelimesini somutlaştırmak için “insanlar arasındaki uçurum her gün artıyor” ifadesinden yararlanabiliriz. Bununla birlikte soyut bir ifadeyi hafızaya almak istiyorsak onunla beraber somut bir ifade kullanabiliriz. Pembe hayaller, beyaz yalanlar, tatlı rüyalar gibi. 

Akrostiş yöntemini kullanarak uzun olan ifadeleri kısaltıp kodlama ve hafızada kalıcılık yaratma şansına sahip oluruz. Uzun ifadenin sadece ilk harflerini alarak anlamlı ya da kafiyeli kısaltmalar veya ifadeler oluşturmak hafızada kalıcılığı sağlayacaktır. KDV gibi, SSK gibi. Veya Indus Danışmanlığın İngilizce bir kısaltma olan “CRM” kelimesini Türkçeleştirip “AGM” kısaltması yaratması gibiJ. Hedef Belirleme konusu ile ilgili bir çalışma yapılacaksa hemen hemen herkesin hatırladığı SMART kısaltması bizim bu konu ile ilgili yüzlerce cümle kurmamızı sağlıyor. Bunu yapan sadece hafızamıza SMART kelimesiyle kodlanmış bir akrostiş aslında.

Kodlamak istediklerimize nicelik kazandırarak istatistiğe ve tekniğe dayalı bilgileri hafızaya almayı kolaylaştırabiliriz. Rakamlardan yararlanarak, özellikleri etiketleyip hafızada daha kalıcı olmasını sağlayabiliriz. İşletme derslerinden 4 P ve 4 C’yi çok rahat hatırlayabiliriz. 4 P ve 4 C kodlamasında aynı zamanda ilk harflerinden yararlanılarak akrostiş yöntemi de uygulanmıştır.

Konu ya da kişi ile ilgili iç sorular ve iç yanıtlarla kodlamayı kolaylaştırabiliriz. “Gönderdiğimiz teklifte neler bize aitti?” sorusunu yanıtlamak A, B, C bize aitti ifadesini tekrarlatacak ve hafızada kalıcılığı artıracaktır. “Bizim kızlarla ne zaman klasik müzik konserine gidecektik?” sorusunun yanıtını da tarih hatırlama konusunda zayıf olana hatırlatma olacaktır.

Zaman zaman kendi geçmişimize ait sorular sorarak beynimize pratik yaptırabiliriz. Örnek olarak “Milenyum yılbaşı kutlamasında neredeydim ve bana ne hediyeler alınmıştı, ben kimlere hediye almıştım?” sorularını verebiliriz. Her konu ya da kişi ile ilgili belli aralıklarla soru/yanıtlar yaparak bağlantılarımızı güçlendirebiliriz. Alexander Everett’in dediği gibi “Bilgi bir ışık gibidir. Onu kullanırsanız daha parlak olur, kullanmazsanız söner.” Bu, üniversiteye giriş yapmış hatta mezun olmuşların üniversite giriş sınav sorularını her yıl çözmesi gibidir. Böylelikle bilgi hafızadan sürekli çağrılarak kalıcılık yaratılmış olur. 

Olumlu ifadeler kullanarak kodlamayı alışkanlık haline getirebilirsek daha hızlı hatırlayabileceğiz. Hafızaya almak istediklerimizde tanıdık olanı, bilinmeyene tercih etmekle başlamalı, belirsiz olan yerine kesin olanı seçmeliyiz. Böylelikle hem iç ve dış dünyamızla iletişimimizi olumlu kılmış olacağız hem de beynimizin olumlu ortamlarda daha kolay hatırladığı gerçeğiyle, hafızaya alma ve hafızada tutma süreçlerindeki becerimizi artırmış olacağız. Yani adamın paltosu siyah değildi yerine adamın paltosu lacivertti kodlamasını kullanmamız gerekiyor. Böylelikle, olumsuz iletişim kurma alışkanlığımızdan vazgeçtiğimizde kazanacaklarımızın yanına hatırlama konusundaki artı da eklenmiş oluyor. Artık hiçbir şeyi unutmayacağım ifadesinden sıyrılıp her şeyi hatırlayacağım ifadesine geçtiğimizde iletişimde olumlu olmayı başarmışız sayılacağız.

Hafızaya alma ve hafızada tutma becerilerimizi geliştirmek için, hafıza testlerinden destek alabiliriz. Buna en iyi örneklerden biri BBC sitesinde yer alan hafıza testidir.  Testi yapmak isterseniz http://www.bbc.co.uk/science/humanbody/sleep/tmt/ linkinden teste ulaşabilirsiniz.

Rutinde olan, alışkanlığımız olandan daha farklı davranarak beynimizin farklı ve daha fazla çalışmasını sağlayabiliriz. Bu da hafızaya alma ve hafızada tutma süreçlerimizi olumlu etkileyecektir. Hep sağ elimizi kullanıyorsak bazen sol elimizi kullanmak, eve her seferinde farklı bir sokağı kullanarak gitmek gibi rutini bozucu değişiklikler yapmak hafızamızı geliştirmek için bize destek olacaktır.

Son olarak, dikkatimizi toplayabilmek, konsantrasyonumuzu artırabilmek için yardımcı malzemelerden destek alabiliriz. Takvimler, bloknotlar, zaman çizelgeleri, kayıt defterler ve post-it kağıtlar da hafızada tutmamıza yardımcı olacak malzemelerdir. 

Descartes’ın dediği gibi “İyi bir akla sahip olmak yeterli değil, önemli olan aklı iyi kullanmaktır.” Bilgimizi doğru depolayabileceğimiz ve sonrasında da kullanıp fark yaratacağımız günler dileğiyle…

 M.Efsun Yüksel Tunç

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*