Einstein

albert einstein

Hakkında

14 Mart 1879’da Almanya’nın Ulm kentinde doğan Albert Einstein; bir zamanlar pusulada keşfettiği o büyük sırrı evrene taşıyacak, bilimdeki saltanatını sonsuz kılacak, evrende ve insanda yaşayan açıklığı “Sadece iki şey sonsuzdur, evren ve insan ahmaklığı, ilkinden o kadar da emin değilim.” sözleriyle dile getirecekti.

Babası Hermann küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi, annesi Pauline ise klasik müziğe meraklı, eğitimli bir ev hanımı olan Einstein, Yahudi bir ailenin oğluydu. Tarih 1880 yılının Haziran ayını gösterdiğinde, ailesi Munich’e taşınmaya karar verecek, Einstein’ın babası Hermann ve abisi Yakob Munich’de Einstein&Cie adında elektrik mühendisliği ile alakalı bir şirket kuracaklardı. Einstein; 1884 yılında eğitimi için özel dersler alacak, 1885 tarihine gelindiğinde de keman dersleri alacaktı. 1885 tarihinde, Munich’deki Katolik Okulu’nda Yahudi olmasına rağmen eğitimine başlayacak 1888 yılında ise Munich’deki Luitpold Gymnasium’da eğitimine devam edecekti. 1894’te Hermann Einstein’ın iflası sebebiyle ailesi İtalya’ya yerleşecek, Albert ise okulunu bitirmesi gerektiği için dönem sonuna kadar Munich’te kalacaktı. Ardından İtalya’ya gidecek, Alman vatandaşlığından ayrılacak ve 15 yaşından 21 yaşına kadar vatansız yaşayacaktı.

Einstein, eğitim yaşantısından hoşlanmıyordu. Babası elektrik mühendisi olmasını istemişti. Einstein ise şimdi “ETH Zürich” olarak geçen “Swiss Federal Polytechnic Enstitüsü”ne başvurmuş ancak giriş sınavından geçemediği için İsviçre’de Aarau’da eğitimini devam ettirmiştir. Einstein’ın bu giriş sınavını geçememesi onun ve tüm bilim dünyasının kaderinin değişmesi, bilim dünyasını sarsacak bir bilim adamının yetişmesi anlamına geliyordu. Babasının arzuladığı gibi elektrik mühendisi olamayacağını anlayan Einstein, 1896’da “Swiss Federal Polytechnic Enstitüsü”ne matematik ve fizik öğretmeni olmak için başladı. Einstein, bu okulda tek kadın öğrenci olan Mileva Maric ile tanışıp, evlenmek için ailesiyle tanıştıracaktı. Annesi ise yaşının büyük olması ve Yahudi olmamasından dolayı Mileva ile Einstein’ın evliliğine karşı gelecekti. Ardından, Mileva evlilik dışı hamile kalacak, Einstein ve Mileva doğan kızlarını evlatlık olarak vermek zorunda kalacaklardı.

Tarih 1900 yılının Haziran ayını gösteriyordu. Einstein mezun olmuştu. Einstein’ın ayak sesleri yavaş yavaş tüm bilim çevrelerince duyulacaktı. 0, 21 Şubat 1901’de İsviçre vatandaşlığına başvurmuş ve kabul edilmiş; Winterthur ve Achaffhausen’de Mayıs 1901’den, Temmuz 1902’ye kadar özel ders vermiştir. Ancak, Einstein çok gençti ve öğretmenlik yapmak istediği yerlerden olumlu cevaplar alamıyordu. Daha sonra İsviçre’nin başkenti Bern’e giden Einstein geçimini sağlamak adına fizik ve matematik dersleri vermeye devam etti.

Tarih 6 Ocak 1903’ü gösterdiğinde her ne kadar ailesi karşı gelse de Mileva Maric ile evlenen Einstein’ın 1904 yılında Hans Albert adında bir oğlu ve 1910 yılında Eduard adında ikinci oğlu doğdu. Eduard şizofreni sebebiyle Zürich’deki bir akıl hastanesine yatırılacak, hayatını burada kaybedecekti. Oğlu Albert ise ileriki yaşamında California Üniversitesi’nde profesörlük yapacaktı.

Einstein öğretmenlik yapmak istemiş ancak öğretmenlik yapabileceği bir pozisyon olmadığı için teknik asistan konumunda İsviçre Patent Ofisinde çalışmaya başlamıştır. Tarih 1903’ü işaret ettiğinde Einstein artık İsviçre Patent Ofisindeki işinde Makine Teknolojisine hâkim bir duruma gelecek kadar ilerlemişti. Einstein bu şekilde İsviçre Patent Ofisinde 3. sınıf bir memur olarak çalışmakta iken, adımlarının sesiyle bilim dünyasını kasıp kavuran makaleleri yayımlanacaktı. İsviçre Patent Ofisi’ndeki görevinden arta kalan zamanlarda fizik ile ilgili çalışmalarını sürdürmüş, çağdaş fizikte konuşulmaya başlanan problemler ile ilgili düşünmek fırsatını bulmuştur. 1905 yılında fiziğin gelişmesine yönelik birçok incelemelerde bulunmuştur.

1908’de Bern’de okutman olarak görev alacak, 1909’da profesör olarak Zürich Üniversitesi’nde çalışmaya başlayacak, ardından belirli bir süre Prague Charles Üniversitesi’nde çalışacak ancak tarih 1912’yi gösterdiğinde Zürich’deki işine geri dönecekti.

Yıl 1914’tü ve 1. Dünya Savaşı baş göstermişti. Einstein, bu sıralarda Berlin’de yerel bir üniversitede profesör olarak çalışmaya devam edecekti. Daha sonra Prusya’da Academy of Science’a üye olan Einstein Prusya vatandaşlığına başvuracak. 1919 yılında ise Mileva’dan boşanacak ve kuzeni Elsa Löwenthal ile evlenecektir.

1914 yılından 1933 yılına değin Kaiser Wilhelm Fizik Entitüsü’nde müdürlük yapan Einstein, bu arada 1921 yılında teorisi ile ilgili çalışmak üzere New York’a gitti. Yıl 1933’tü ve Hitler ırkçı anlayışıyla sahnedeydi. Einstein, bundan dolayı Amerika’ya geçerek Amerikan vatandaşı olmuş ve ABD’de Princeton Üniversitesi’nde Institute of Advanced Study’de profesörlük yaşamına ve ilgili çalışmalarına devam etmiştir.

Ayrıca, 1933 yılında Almanya’da Nasyonal Sosyalist Partisi iktidara gelmiş, 40 bilim adamının çalışmasına yasalar engel olmuştur. Einstein çalışmalarına izin verilmeyen bu 40 bilim adamı adına Mustafa Kemal Atatürk’e mektup yazmış ve bu bilim adamlarının Türkiye’de çalışmalarına imkân verilmesini istemiştir. Atatürk ise bu isteği kabul etmiş ve bu bilim adamlarının İstanbul Üniversitesi’nde çalışmaları için imkân tanımıştır.

Aynı zamanlarda İsrail Başbakanlığı teklif edilen Einstein, teklifi geri çevirmiş ve Dr. Chaim Weizmann ile Jerusalem Musevi Üniversitesi’ni kurmuştur.

Aynı zamanda, 1920 yılından 1946 yılına gelinceye kadar Leiden Üniversitesi’nde üstün profesörlük unvanıyla çalışmalarına devam eden Einstein tarih 1945’i işaret ettiğinde 66 yaşında Princeton Üniversitesi’nden emekli olacaktı.

Yıl 1948’di ve Einstein Brendeis Üniversitesi’nin komitesinde görev alacak, tarih Kasım 1954’ü gösterdiğinde, Einstein Atom Bombası yapımındaki katkısını kastederek şu sözleri sarf edecekti: “Hayatımda bir büyük hata yaptım… Bu Başkan Roosevelt’e, Atom Bombası yapılması için yazılan mektuba imzamı koyduğum andır. Fakat Almanların daha önce bombayı yapabilme olasılıkları gibi tehlikeli bir durum söz konusuydu. Makbul özrüm budur.” diyecektir.

Einstein, bilim dünyasına taşıdıklarıyla büyük bir evren inşa ederek, 76 yaşında 18 Nisan 1955’te iç kanamadan dolayı yaşama gözlerini kapatacaktı.

Başarıları

Fizik, tıp ve felsefe alanlarında Amerika ve Avrupa’da birçok üniversitede onursal doktora almaya hak kazanmış olan, 20. yüzyılın en önemli kuramsal fizikçisi olarak anılan, modern fiziğin kuramlarının oluşmasında büyük katkıları olan dev bir bilim adamıydı o.

“Time” dergisinde yapılan ankette “Yüzyılın İnsanı” seçilecek olan bu dev bilim adamı yirminci yüzyılın başlarında geliştirdiği birçok teoriyle bilim dünyasını derinden sarsacak etkiler yaratmış, ilk defa kütle ile enerjinin eşdeğerliğini kanıtlamış, zaman, mekân ve kütle çekimi ile ilgili tamamen yeni düşünme tarzları ortaya koymuştur.

Einstein’ın araştırmaları;

Özel Görelilik Teorisi (1905),

Görelilik (İngilizce çevirileri 1920 ve 1950),

Genel Görelilik Teorisi (1916),

Brown Devinimi Teorisi Üzerine Araştırmalar (1926),

Fiziğin Evrimi (1938).

Bilimdışı çalışmaları arasında ise;

Siyonizm Hakkında (1930),

Neden Savaş? (1933),

Benim Felsefem (1934) en önemli olanlarıdır.

Einstein’ın başarılarının anahtarı “Swiss Federal Polytechnic Enstitüsü”ne matematik ve fizik öğretmeni olarak girmesi, burada zamanın en iyi profesörlerinden çok iyi bir öğrenim görmesi, Alman biliminin tüm klasik yapıtlarını keşfetmesi ile açılacak, evren onun ışık saçan dehası ile birleşecekti.

“Swiss Federal Polytechnic Enstitüsü”ne girdiği sıralarda Maxwell’in “Elektromanyetik Teorisi” üzerinde çalışmış, ayrıca birçok bilim adamıyla tanışma fırsatı ve kariyerinde yükseliş için önemli bir basamak olacak olan Bernese’deki “Akademie Olypia”ya katılmıştır. Bernese’deki “Akademie Olypia”ya katıldığı sırada, birçok bilim adamıyla tanışma fırsatını bulmuş, bu yaşananlar Einstein’ın yükselişi için önemli bir basamak olmuştur. Ardından fizik çalışmalarına olanak vermesi açısından kendisine fırsat veren bir iş olan teknik asistan olarak İsviçre Patent Ofisi’nde çalışmaya başlamıştır. Bütün bunlar onun başarı basamaklarını tırmanışının kronolojik bir sıralaması gibidir adeta.

Einstein teknik asistan olarak İsviçre Patent Ofisi’nde çalışmaya başlamasının kendisine sağladığı fırsatları ölümünden birkaç hafta önce kaleme aldığı Öz yaşam öyküsünün Taslağı’nda şu sözleri ile açıklayacaktı:

“Patent belgelerinin yazılması işi benim için gerçek bir kazançtı; bu iş fizik üzerinde düşünmek için bol zaman bulmama olanak veriyordu”

Einstein, İsviçre Patent Ofisi’nde elektromanyetik cihazların denetimini yapıyor ve mucitlerin patent alabilmesi için yaptıkları aletleri inceliyordu. Cihazların zayıf taraflarının nasıl düzeltilebileceği üzerine çalışıyor, yapmış olduğu değişikliklerle kimi zaman alet Einstein’ın tasarımı haline gelebilecek düzeye dahi ulaşabiliyordu.

Einstein, İsviçre Patent Ofisi’ndeki görevinden geriye kalan zamanlarda çağdaş fizikte tartışılan problemler üzerine kafa yorarak; atomun yapısı ve Max Planck’ın kuantum teorisi ile ilgili çalıştı. 1903 yılına gelindiğinde, Einstein İsviçre Patent Ofisi’ndeki işinde Makine Teknolojisine hâkim bir konuma gelmiştir.

1905 yılında Zürich Üniversitesi’de “A New Determination of Molecular Dimensions” adlı doktora tezini vermiş ve doktor unvanını almıştır. Yine 1905 yılında, artık yazdığı makaleleriyle toprağa diktiği tohumları yeşertmeye başlayacak olan Einstein “Annus Mirabilis Papers” adlı bu çalışması ile tartışılmaya başlanan teorileriyle bilim sahnesindeydi. Ardından, başarısının yeşertisi olan makalelerinden üçü; Brownian Motion, The Photoelectric Effect ve Special Relativity Nobel’e aday gösterilecek ve 1921 yılında Kuantum Fiziği üzerinde çalıştığı “The Photoelectric Effect” adlı makalesi ile Nobel Fizik Ödülü’nü alacaktı.

O, ayrıca teorilerini geliştirdiği birçok özlü inceleme yazısı yayımlamıştır. O yürüdüğü yolu artık koşarak çizecekti; makalelerinin içinde yer alan “On The Electrodynamics of Moving Bodies” adlı çalışması yayımlanacak, daha sonra “E = m.c ²” formülünü ortaya attığı “Does the Inertia of a Body Depend upon its Energy Content?” adlı makalesi yayımlanacaktır. 1906 yılına gelindiğinde “Planck’s Theory of Radiation and the Theory of Specific Heat”i yayımlayacaktı.

Einstein tarih 1915’i gösterdiğinde, Prusya’da Academy of Science’da genel izafiyet kuramını oluşturmuştur. Newton’un çekim yasalarından yararlanarak kendi teorisini ortaya koyan Einstein’ın bu yeni teorisi Hendrik Antoon Lorentz ve Paul Ehrenfest tarafından keşfedilmiştir. İngiltere’deki birçok astronom bu teoriyi inandırıcı bulmamasına rağmen tarih 1917’yi işaret ettiğinde teorinin gerçekliği güneş tutulmasındaki gözlemler ile ortaya çıkacaktı.

1916 yılında “Genel Görelilik Kuramı”nı yayımlayan Einstein, yıl 1917’de “On the Kuantum Mechanics of Radiation” (Radyasyonun Kuantum Mekaniği Üzerine) adlı makalesini yayımlayacaktı.

Einstein ayrıca 1925’te Copley Nişanı, 1935’te Franklin Nişanı’nı almış ve birçok ödül ve nişan sahibi olmuştur.

Einstein çalışmalarına son vermeden devam ederken 1926 yılında Leo Szilard ile zehirli gaz çıkarmayan buzdolabı projesi üzerine çalışmış 1948’de ise Brendeis Üniversitesi’nin komitesinde görev almıştır.

Einstein, bilim dünyasına kattıklarıyla arkasında üzerine her defasında yeni bir tuğla inşa edilecek bir bilim duvarı bırakarak; “Generalized Theory of Gravitation” adlı çalışmasını da yarım bırakarak 18 Nisan 1955’te 76 yaşında iç kanama sonucu yaşama gözlerini yummuştur.

Diğerlerinden Farklılığı

“Neden beni hiç kimse anlamıyor, ama herkes beni seviyor?”

Einstein, 12 Mart 1944’te bir söyleşide dile getirdiği bu düşüncesiyle bilim adamlarının o anlaşılır anlaşılmazlığını, ulaşılamaz farklılıklarını anlatmaktadır. Beyinlerinde çıktıkları yürüyüşün aslında dünyanın çevresinde ve uzayda dolanmaktan başka bir anlam ifade etmediğini üstüne üstlük diğer insanların bu basit karmaşayı çözemiyor olmasını yadırgamaktadır.

Onun farklılığı birilerinin gölgelediği zaten gölgede olan basitlikleri ve karmaşıklıkları rahatça gözlemleyebilmesinde yatar.

Onun bakış yönünün derinliği ve sadeliği sarf ettiği şu cümlelerinde gizlidir:

“Ya hiç bir şey MUCİZE değilmiş gibi yaşayabiliriz; ya da her şey MUCİZEYMİŞ gibi yaşarız”

“Eğer bir KUM tanesinin sırrını çözebilseydik, tüm EVREN’in sırrını çözmüş olurduk.”

Einstein’ın farklılığı daha çocukluk yıllarında hissedilmeye başlanmıştır. O, konuşmaya geç başlamış, içine kapanık bir çocuk olduğu kadar; hayal gücü zengin, yaşamı sorgulayan ve meraklı bir çocuktu da. İlerde bir dahi olacak bu çocuğun sorgusunun büyüklüğü küçüklüğünde babası ile olan şu diyalogundan anlaşılmaktadır:

Babası şöyle diyecektir;
– Peki, gerçekten her şeyi öğrenmek istiyorsun yavrum, o halde, okula neden gitmen gerektiğini nasıl sorabilirsin? Okul soruların yanıtlandığı yer değil midir?

 

Einstein’ın cevabı ise şu olacaktır;
– Değildir, babacığım! Yanıtlamak şöyle dursun, soru bile sordurmuyorlar insana. Hapishanedeymişim gibi sanki. Öğretmenler gardiyanlardan farksız; sıralar arasında gelip giden gardiyanlar!

Dâhilerin yaşama bakışlarındaki genişlik beyinlerinin verimliliğinden kaynaklanır. Bunun açıklaması Einstein’da karşılığını bulmuştur. Okulu sevmeyen bir çocuktu. Onun dâhiliği farklılığını hep başka, adeta kendine öz içeriklerde saklayabilmiş bir saflıkta gizliydi. O, bu gidişatını daha sonra şu şekilde açıklayacaktı:

“Çocukluğumda yaşadığım iki önemli olayı unutamam. Biri, beş yaşında iken amcamın armağanı pusulada bulduğum gizem; diğeri on iki yaşındayken tanıştığım Öklid geometrisi. Gençliğinde bu geometrinin büyüsüne kapılmayan bir kimsenin, ileride kuramsal bilimde parlak bir atılım yapabileceği hiç beklenmemelidir!”

O; sevecen, alçakgönüllü, müziği seven bir dahiydi.

Onun bilinçaltından yararlanışı, yaşamını yalnızlıklarla dolu gizemli bir yolculuğa çevirmiştir. O, bu yolculuktaki Einstein’ı şu şekilde anlatıyor:

“Ben tek koşulmak için yaratılmış bir atım. İşbirliğine ve ekip çalışmasına giremem. Hiçbir ülkeye, kişiye, arkadaş çevresine hatta kendi aileme tam bağlanamadım. Bu ilişkilerde daima bir mesafe kalmıştır. Kendime dönme, içime kapanma eğilimi giderek güçlendi. Bu tür soyutlama kişiye acı çektirir. Ama başkalarının anlayış ve sempatisinden uzak kaldığıma pişman değilim. Kuşkusuz, kaybım olmuştur. Buna karşılık, başkalarının önyargılarından ve değerlendirmelerinden bağımsız kalabilme gibi bir kazancım var.”

Yine çocukluk izlerine dönersek eğer;

O, 4-5 yaşlarında pusulanın iğnesinin neden hep aynı yönde döndüğünü sorgulayan, 12 yaşında Pisagor teoremiyle tanışan ve henüz 12 yaşındayken bir geometri kitabı dolusu problemi olağanüstü bir hızla tek başına çözebilmiş olan dahi bir çocuktu. Ayrıca, 13 yaşında Immanuel Kant ‘ın “Kritik der reinen Vernunft” (Salt Aklın Eleştirisi) adlı eserini okuyan ve 17 yaşına geldiğinde kendi çabasıyla öğrendiği yüksek matematik ve teorik fizik temellerini kavrayabilen bir dahiydi.

O; söyledikleriyle etkileyici kişiliğini fazlasıyla gösteriyordu:

Einstein’ın aktif profesörlük yaptığı sırada bir öğrencisi şöyle bir soru sordu:
Bu seneki sorular geçen seneki soruların aynısı?”
“Doğru!” dedi Einstein ve şöyle devam etti, “Ancak bu sene bütün cevaplar farklı!”

Einstein, “evrenin en anlaşılmaz özelliği, anlaşılabilir olmasıdır” diyerek bir bilim adamı olarak kendi dünyasının olabildiğince basitleştirilmiş bir halini bizlere sunuyordu.

“İşte orada” diyordu Einstein ve devam ederek şu açık ve ılık gerçeği açıklıyordu: ” Bu muazzam âlem vardı ve karşımızda bizim varlığımıza tabi olmaksızın büyük ve ebedi bir bilmece gibi duruyordu. Bu âlemin temaşası, bana bir kurtuluş yolu gibi görünüyordu.”

Einstein, bir öğretmeninin “sen asla bir şey olamayacaksın Einstein” sözlerini sarf ederek düştüğü gafleti daha sonra, “öğrenmemi engelleyen tek şey aldığım eğitim olmuştur.” sözleri ile cevaplamış olacaktı.

O, kültür, toplum, etik gibi konularda düşüncelere sahip bir bilim adamı olarak farklılığını yansıtmıştır. O, ayrıca bir bilim filozofu olarak da adlandırılmıştır.

Bilim adamlarının basitliklerdeki gizleri keşfetmeleri onları sıra dışı kişilikler haline getirmiştir. Einsten’ın günlük yaşamındaki bazı hal ve tavırları da onun sıra dışı tarzını yansıtmaktadır. Bununla ilgili bir kesit sunarsak eğer: Mileva bulaşık yıkamakta, Einstein ise bir yandan ayağıyla bir beşiğin içinde çığlıklarla ağlayan bebeği sallarken, diğer yandan bir kitaba dalmış gitmiş olabiliyordu. Yine başka bir gün Einsten’ın arkadaşları ona şu vaziyette rastlıyorlardı: Einstein oldukça uzun bir hesaba dalmış, bu hesabını defterini çocuğunun oyuncak arabasına dayamış şekilde yapıyordu. Arabasını almak isteyen çocuğu ise çıngırakla babasının kafasına vuruyordu.

Einstein’ın arkadaşı olan Michele Besso’nun ölümünden sonra Einstein, Besso’nun oğluna ve kız kardeşine mutlak determinist dünya görüşünü simgeleyerek şu sözü yazacaktı: “ Şimdi o bu tuhaf dünyadan, biraz benden önde giderek ayrıldı. Bu hiçbir şey demek değildir. Bizim gibi, fiziğe inanan insanlar, geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek arasındaki ayırımın yalnızca inatçı ısrarlı bir yanılsama olduğunu bilirler.”

O, felsefi konuşabilen bir bilim adamıydı. Kendi alanındaki diyalektleri ve birikimini kullanarak felsefi bir bakış açısı geliştirebilmiş, kuramlarını evrenin diline uydurabilmiştir. Bu her bilim adamının yapamayacağı tarzdaki felsefi söz ustalığı, fiziğin ve matematiğin o karmaşık görünen yüzünün saklı olduğu yerden kurtarılıp, derinleşmişliklerin muhteşem bir yapıyla sadeleşerek önümüze gelmiş halidir.

Einstein’ın bir başka özelliği; onun dünya sorunlarıyla yakından alakalı olması, yaşadığı evrenden kendini sorumlu hissetmesi ve savaşa karşı eleştirilerini kendine saklamayıp yansıtmasıdır. O, Alman militarizmine karşı çıkan, barışçıllıktan ve insancıllıktan yana olan bir bilim adamıydı. O, bu tavrıyla kendine has bir Einstein “markası” yaratmıştı.

Einstein, ABD’ de kendini hiçbir zaman yurdunda hissetmeyişini, hep huzursuz oluşunu şu sözleriyle dile getirmişti:

“Yahudiler için ben bir azizim
Amerikalılar için bir gösteri parçası
İş arkadaşlarım için bir şarlatan ”

Einstein’ın dil çıkaran fotoğrafı onun yaşama karşı tüm serzenişlerini yansıtıyordu. Kalıpları yıkan, felsefiliğiyle sanatçı görüşünü birleştiren bu kare onun saklanamayan devliğinin hissedilir derecedeki tebessümünü de yansıtmaktaydı.

Einstein, daha öğrencilik yıllarında yüksek oranda bakış perspektifindeki şu düşüncelerle mantığın sınırlarını zorlayabilmiş bir dahiydi: “Işığın peşinden koşmak nasıl olurdu” veya “Işığın üzerine binebilseydim”

Columbia Üniversitesi’nden Greene’e göre, eğer genç Einstein, profesyonel kariyerine 1900’lü yıllarda değil de bugün başlasaydı, Kuantum Mekaniği’ne duyduğu güvensizliği yenecek ve zarları, süper simetrik parçacıkları ve süper sicimleri benimseyecekti.

Einstein’ın beynine dair yapılan çalışmalar Dr. Thomas Harvey’in 1955 yılında gerçekleştirilen otopsi sırasında, onun dâhiliğine dair ipuçlarını anlayabilmek adına Einstein’ın beynini çıkarmasıyla başlar. Hala ABD, Wichita’daki yaşlı doktorun evinde, bir kavanozda saklanan Einstein’ın beyniyle ilgili temel bilgiler o kadar da farklı çıkmayacaktır. Ancak, Einstein’ın beyni McMaster üniversitenin beyin bankasındaki beyinlerle kıyaslanınca beyninde bazı farklı özellikler gözlenmiştir. Paryetal lobunun normal insanlarınkinden %15 daha büyük olduğunu görüldü. Zaten beynin bu bölgesi görsel yetenek ve matematik ile ilgili becerilerinin geliştiği bölgeydi. Einstein’ın beyninin normal insanlardan %73 oranında daha fazla kıvrımlı olduğu anlaşılacaktı. İngiliz bilim yayın organı The Lancet’a konuşan, araştırma heyetinin başkanı Prof Sandra VVitelson, “Einstein’ın beyninde tespit ettiğimiz sıra dışı anatomi onun nasıl farklı düşünebildiğini açıklıyor. Einstein kendi bilimsel düşünme sistemini ‘Kelimelerin pek bir fonksiyonu yoktur” sözleriyle anlatırdı. O, kelimeler yerine görsel boyutla ilgiliydi ve şekillerle düşünürdü” diyerek düşüncelerini açıklamıştır.

Onun Hakkında Söylenenler

Albert Einstein, 7 Kasım 1919 günü Time, Einstein’ın buluşundan “Bilimde büyük devrim” diye söz edecek. Einstein’ın genel bağıllılık teorisi bilimsel olarak kanıtlanmıştı. Üç gün sonra ise New York Times dergisinde ikinci bir haber çıkacaktı: “Einstein’ın teorisi başarılı.”

Alman basınında o kadar önemli bir yer almayan bu haberi, bir ay sonra 14 Aralık’ta Berliner Illustrirte Zeitung Gazetesi, Einstein’ın dâhiliğini kanıtlar şekilde, düşünen bir Einstein portresi altında “Dünya tarihinin yeni düşünürü” açıklamasıyla yayımlayacaktı.

Adolf von Harnack:
Bu neslimizin filozofları yoktur diye şikâyet ederler. Haksızlık. Onlar sadece farklı bir fakültede oturuyorlar. Onlar Max Planck ve Albert Einstein.

Büyük İngiliz Matematikçisi/Düşünürü Bertnard Russell onun için şöyle yazıyor:
” Einstein, tartışmasız, zamanımızın en büyük adamlarından biriydi. En iyi bilim adamlarının başlıca niteliği olan basitlik, onda yüksek derecede vardı: bütünüyle kişisel olmayan şeyleri bilme ve anlama isteğinden gelen bir basitlik. Ayrıca onda bilinen şeyleri hemen doğru kabul etmeme yeteneği de vardı. Newton, elmaların nasıl olup da düştüğüne hayret ediyordu; Einstein da eşit dört çubuğun bir kare oluşturması karşısında hayranlık dolu bir minnettarlık duyuyordu, çünkü hayal edebildiği evrenlerin çoğunda kare diye bir şey yoktu. Einstein, ahlaki nitelikleri bakımından da büyüklük sergiledi. Kişisel yaşamında nazikti ve alçakgönüllüydü; meslektaşlarına karşı (benim görebildiğim kadarıyla) kıskançlıktan bütünüyle uzaktı… “

Niels Bohr:
Albert Einstein’ın eseri sayesinde insanoğlunun ufku sonsuz genişledi ve bununla birlikte uzay hakkındaki görüşlerimiz şimdiye kadar sadece hayal edebildiğimiz derecede bir bütünlüğe ve uyuma kavuştu.

Charlie Chaplin Einstein’a:
Beni, herkes beni anladığı için alkışlıyorlar. Sizi, kimse sizi anlamadığı için alkışlıyorlar.

Kuantum kuramı, görelilik kuramına göre daha fazla devrimci bakış açıları içerir. B. Russell şöyle diyor:
“Onun fiziksel dünya hakkındaki kavramlarımızı kökünden değiştiren etkisinin henüz tamamlanmadığını düşünüyorum. Onun yaratıcı etkisi çok tuhaftır. Bize, atom ve hidrojen bombalarında sergilenen uğursuz güç dâhil, maddeyi yönetmek için yeni güçler verdiği halde, bildiğimizi düşündüğümüz birçok şeyi bilmediğimizi gösterdi. Kuantum kuramından önce hiç kimse verili bir anda bir parçacığın herhangi bir belirli yerde ve herhangi bir belirli hızla hareket ettiğinden şüphe etmedi. Bu, artık sorun değildir. Bir parçacığın konumunu daha tam olarak belirlediğinizde, hızı daha az doğru olacak; hızını daha tam olarak belirlediğinizde ise konumu daha az doğru olacaktır. Ve parçacığın kendisi oldukça belirsiz bir şey olur, eskiden olduğu gibi sevimli bilardo topu değildir. Onu yakaladığınızı düşündüğünüzde, parçacık değil bir dalga olduğunu gösteren inandırıcı kanıtlar çıkarır. Gerçekte bilebileceğimiz tek şey, bazı denklemlerdir ve bunların da yorumu karışıktır. Klasik fiziğe daha yakın kalarak mücadele eden Einstein için bu bakış açısı tatsızdı. Buna rağmen o, bu yüzyıl sırasında bilimde devrim yapan, yaratıcı kanallar açan ilk kişi oldu. Başladığım gibi bitireceğim: Einstein, büyük bir adamdı, belki çağımızın en büyüğü.”

Gertrude Stein, Everybody’s Autobiography:
Einstein yüzyılın felsefesinin yaratıcı ruhuydu, ben de yüzyılın edebiyatının yaratıcı ruhuydum.

Carl Friedrich von Weizsäcker, Aichelburg und Sexl: “Albert Einstein”, S. 159’da:
Einstein felsefeci değil, fizikçiydi. Ama sorularının saflığı felsefiydi.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*